ANASAYFA  |  HABER  |  MODA  |  GALERİ  |  MEKAN  |  MİZAH  |  YARIŞMA  |  SAĞLIK&GÜZELLİK  |  KÜLTÜR&SANAT
ÜYE GİRİŞİ
MX ARAMA
HAFTANIN YARIŞMASI
Bitiş Tarihi: 23 Kasım 2008

SOYAKA ISOYAMA

MARK FISHER
ANKET
KADIN DEDİĞİN...
Elinde Maşası Olandır
Cebinde Parası Olandır
Evliliğe Niyet Flört Edendir
Çapkınlığı Sevendir
İyi Sevişendir
Ev Kuşudur
Hiçbiri
SONUÇLAR  |  ARŞİV
KASIM ASTROLOJİ YORUMLARI
BİLAL ÖZCAN YAZIYOR
BİLAL ÖZCAN
e-posta | kimdir | arşiv
DEVLET BAŞKANINI SADECE BEN KARŞILADIM !


28 yıldır Miss World, Miss Universe ve Miss Europe güzellik yarışmalarının Türkiye temsilcisi olan Özcan Sandıkçıoğlu'nu 30 yıldır tanırım. 1970 ve 80'li yıllarda Karaköy'de tam yolcu salonunun karşısında 'Gift Shop' isimli mağazası vardı.

 

Yolcu gemileriyle İstanbul'a gelen turistlere hediyelik eşyalar satardı. Yakışıklı, kültürlü ve son derece güzel İngilizce konuşan bir İstanbul beyefendisiydi... O, son derece lüks yolcu gemilerinden kimler çıkmazdı ki... Dünyaca ünlü starlar, dolar milyonerleri hatta devlet başkanları. Ancak, sade birer turist gibi sesiz sedasız gelip gittikleri için hiç kimsenin bundan haberi olmazdı.

 

Günde 1 milyon adet satan Günaydın Gazetesi'nde 20'li yaşların başında genç bir muhabirdim. Türkiye'nin dış dünyaya kapalı olduğu kaos ve yokluk yıllarıydı. Devletin bütçesi tamtakırdı. Hani, 70 sente muhtaç olduğumuz dönem. Televizyonun siyah beyaz, haftada üç gün ve sadece bir kaç saat yayın yaptığı günler...

 

Yurt dışına ancak iki senede bir kez çıkılabiliyor. Filtreli sigaranın karaborsada satıldığı, kahvenin bulunamadığı, sanayağı, tüpgaz ve benzin kuyruklarının olduğu yokluk ve anarşi günleri... Mesleğimi o kadar çok seviyordum ki sabah saat 09.00'dan gece yarılarına kadar çalışıyordum. Günde 6 haber yaptığım oluyordu. Bazen, gazetede aynı gün 5-6 imzam çıkardı. Siyaset, ekonomi, magazin, spor, sağlık; her branşta çalışıyor, gazeteye haber yağdırıyordum. Sabah meyve sebze halinde domates biber haberi yapıyor, öğlen siyasi bir toplantıya koşturuyor, akşam Hilton'da defile izliyor, oradan bir düğüne ya da davete yetişiyordum. Her gittiğim işten bir kaç haber çıkarmak âdetimdi. Gazetecilik mesleğine, işime âşıktım.

 

KIYIDA YOKLUK, GEMİDE AVRUPA SEVİYESİ…

 

Günaydın Gazetesi'nin binası Cağaloğlu'nda, Boğaz'ın girişini, Galata'yı, Karaköy'ü, Haydarpaşa'yı, Boğaz Köprüsü'nü mükemmel şekilde gören bir konumdaydı. Yazı işleri penceresinden bu manzarayı seyretmeye doyum olmazdı. Haber açısından kısır geçen bir günün akşamında, Karaköy limanına demirli görkemli turist gemilerinden biri gözüme takıldı. "Bu gemilerde ne hayatlar vardır." diye düşündüm. Hemen ardından da aklımdan, "Kim bilir o gemilerden ne güzel haberler çıkar" diye geçirdim.

 

Ve ertesi sabah soluğu Karaköy Limanı'nda aldım. Ne var ki 'Yolcu Salonu' hem polisin hem gümrük görevlilerinin denetiminde bir sahaydı ve görevliler dışında, ancak pasaportla yolcu olarak giriş çıkış yapılabiliniyordu. Hem polis hem gümrük müdürlerini ziyaret ettim. Dilekçeler yazdım, dostluklar kurdum ve birkaç hafta içinde güvenlerini kazandım. Artık, özel izin kâğıdıyla gemilere girebiliyordum.

 

Aman Allahım o gemilerin içi ne güzeldi, ne muhteşemdi. Hepsi birer yüzen saray olan ve her biri en az bin-bin beş yüz yolcu taşıyan gemilerin 'cruise manager'leri ve kaptanları tarafından en iyi şekilde karşılanıyor, havuz başındaki açık büfelerde ağırlanıyordum. Yolcuların Türkiye izlenimlerini yazıyor, gemilerde çalışan Türk personel ile röportajlar yapıyor, gemilerin içindeki muhteşem hayatı fotoğraflarla anlatıyordum. Çok ilginç haberler çıkartıyordum. 'Yolcu Salonu'nda benden başka muhabir yoktu. Haberlerim yayınlanmaya başlayınca, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri de turist gemilerine muhabir göndermeye başladı. Ancak hiçbiri benim haberlerime yetişemedi.

 

"17.00'DE DEVLET BAŞKANI BEKLİYOR"

 

İşte, Özcan Sandıkçıoğlu'nu bu gemilere gidip gelirken tanıdım. O da işi gereği kaptanlar ve criuse manager'lerle dostluk kurmuştu. Biz de dost olduk. Limandaki önemli haber kaynaklarımdan biriydi. Gemilerde çok önemli bir yolcu olduğu zaman bana fısıldıyor, ben de gidip haber yapıyordum. Hiç unutmuyorum... 1981 yılıydı; sabah gazeteyi aradı... "Limandaki Yunan gemisinde Trinidad Tobago ülkesinin devlet başkanı ve eşi var. Kimse bilmiyor. Gemi akşam 19.00'da gidecek. Cruise Manager adamım, saat 17.00'ye sana devlet başkanından randevu ayarladım." dedi.

 

Heyecandan kalbim duracak gibi oldu. İstanbul'da bir devlet başkanı vardı ve kimsenin bundan haberi yoktu... Ve ben onunla röportaj yapacaktım. İçimde çılgınca bir heyecan fırtınası esiyordu. Ne şefim Arda Akdiş'e, ne de müdürüm Aydın Öztürk'e bir şey söylemedim. Haberi getirip, önlerine koyacak ve herkese sürpriz yapacaktım. Hemen, rahmetli Teoman Orberk'e gidip almanağını istedim. Sayfalarını hızla çevirdim ve Trinad Tobago'yu buldum. Güney Amerika'nın kuzey batısındaki bu ada ülkesinin adını daha önce de duymuştum. Ülkeyle ilgili bilgiler edindim ve devlet başkanının ismini bir kağıda not ettim: Eric Williams...

 

"TÜRK KAHVESİ İÇEMEDEN GİDİYORUM"

 

Saat 16.00'da Özcan Sandıkçıoğlu'nun yanındaydım. Çantamda küçük bir Türk bayrağı, bir bakır el işi hediyelik eşyayla, randevu saatinde gemideydik... Biz, geminin dinlenme salonlarından birinde cruise manager'in ikram ettiği neskafelerimizi içerken, yanında eşiyle yanımıza geldi. Zenciydi ve ne kadar da uzun boyluydu... Geminin müdürü tanıştırdı. 'President Eric Williams'... Heyecanla çarpan kalbimin sesini duyduğumu hatırlıyorum.

 

İstanbul'u nasıl bulduklarını sordum. Ne dedi biliyor musunuz; "Türk kahvesini duymuştum ve ülkenizde tatmayı çok istiyordum. Geldik, gidiyoruz ama Türk kahvesi içemedik." Bu sözler ertesi gün Günaydın Gazetesi'ne manşet oldu. Beni, devlet başkanına Türk bayrağı hediye ederken ve Eric Williams'ı Günaydın Gazetesi'ne göz atarken gösteren fotoğraflarla birlikte... Resim altında da 'Türkiye'den bir devlet başkanı geçti ama Günaydın muhabirinden başka kimsenin haberi olmadı' yazıyordu.

 

PARİS HİLTON TAÇ TAKARKEN...

 

Özcan Sandıkcıoğlu Karaköy limanına demirleyen bu gemilere gidip gelirken Miss World'un sahibi Julia- Erick Morley çifti ile tanıştı. Morley'ler gemiyle Akdeniz turuna çıkmışlardı. Bu son derece sempatik, girişken ve müthiş misafirperver Türk'e, sahip oldukları yarışmaların Türkiye temsilciliğini verdiler. Sandıkçıoğlu o günden beri diğer işlerinin yanısıra bu, son derece hoş görünen ancak aslında çok zahmetli olan bu işini de başarıyla yürütüyor. Paris Hilton'un jüri üyesi olduğu son Türkiye Güzellik Yarışması'nın fuayesinde karşılaştık. Sarıldık, öpüştük... Benden yaşça büyüktü ve haklı olarak yıllardır aramayışıma, son derece nazik bir şekilde dokundurdu: "Eski dostların yeri hiç dolmaz, lütfen ara ve görüşelim"

 

Yarışma başladı, anılara daldım... Uzun uzun... Öyle ki, Paris Hilton Türkiye'nin en güzel kızına tacını takarken, ben hala, Trinidad Tabago Devlet Başkanı'na Türk bayrağını uzatıyor, tokalaşıyordum...

 

Bilal ÖZCAN


Bu bölümde yer alan yazıların ve fotoğrafların tüm sorumluluğu, yazarın kendisine aittir.
YORUMUNUZ
Adınız Soyadınız

E-posta Adresiniz (sayfada görünmez)

YORUMUNUZ

Yanda gördüğünüz sayısal güvenlik kodunu onun yanındaki kutucuğa yazmalısınız.
   
Sayfayı Arkadaşına Öner
Kendi E-posta adresinizi yazın

Arkadaşınızın e-posta adresini yazın

Bırakılan yorumların tüm sorumluluğu yazan kişiye aittir.

Henüz Yorum Yapılmamış
Yazarın Diğer Yazıları
KÖŞE YAZILARI
 


ANASAYFA · HABER · MODA · MEKAN · GALERİ · SAĞLIK&GÜZELLİK · KÜLTÜR&SANAT · MİZAH · YARIŞMA

Üyelik | Reklam | Künye | İletişim


MagazineXtra.com © 2007-2008 | Her hakkı saklıdır.
Sitemizden farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden MagazineXtra.com sorumlu tutulamaz.