Bir laf etti sanki dünyanın sonu geldi. Her önüne gelen tepki gösterdi.
Oysa o kız, cici ve şirin bir kızdı.
Doğruyu söylemedi mi? Biraz farklı bir yol denedi düşüncelerini anlatırken. Belki yanlış bir yöntemdi tercihi, yanlış anlaşıldı ama doğru değil miydi söyledikleri yani? Çoban veya ev kadını... Çoğu mahalle baskısı ve yahut koca hakemliğinde oy kullanmadı mı bu memlekette?
Aysun Kayacı son programında da bir şeyler söyledi. Neden bu kadar tantanası olmadı? Neden Aysun için iki satır bir şey yazılmadı?
Bizim amacımız; bir bardak suda fırtına koparmak değil... Yanlış mı söylüyorum Allah aşkına?
'Haydi Gel Bizimle Ol' da Zeki Alasya konuktu.
Sohbet sohbeti açtı, güzel bir sohbet ortamı oluştu.
Aysun her ne kadar sessiz kaldıysa da program boyunca, bir çift güzel sözü ediverdi yine...
Alaysa, evinin altında yaptığı tren maketini anlatıyordu. Bu makette tren, istasyon, tren yolları varmış. Nitekim bir uğraş... O makette ki tren garına bir de Atatürk büstü koymayı hedeflemiş... Küçük büst bulamadığından uğraş vererek, tren kondüktörünün şapkasından yararlanarak, resimlerden keserek bir minyatür Atatürk büstü yapmış... Tam Zeki Alasya bunu anlatırken Aysun araya girdi. 'Çok özledik onu, çok' dedi. İnce ve anlamlı bir sözcüktü, tam yerine koydu. Bir sessizlik yaşandı ama Alasya üzerine basa basa, 'Çok, çok ama çooook özledik' deyiverdi.
Sustu, belki 'Göbek atmayı çok özledim' dedi. Arkadaşları da 'Sen sus, göbek at' deseler de Aysun Kayacı durdu durdu güzel bir laf söyledi. Söyledi de kimse neden duymadı? Duyamazlar da ondan... Zira çoğunun göbeği bağlı bazı yerlerle... Ne acı durumlara geldik. Bir gün Atatürk'ü savunamaz hale gelirsek bu gidişle şaşırmayın..
***
NE LALESİ
İstanbul baharla birlikte çiçek açıyor. Öyle mi dersiniz?
Bizim Şehr-i İstanbul'un bir sembolü vardır. Hepimiz biliriz efendim...Lale'dir sembolümüz...
Oysa İstanbul'da yıllarca ne çiçekler açmıştır. Sultanlardan kalma lale takıntısı... Hani güzel çiçektir de, ne kokar, ne de çok yaşar...
Ama zamanı gelince, dört bir yanımız lale doldu yine baharda... Birkaç ay bile sürmez saltanatı bu çiçeğin... Görüntü çiçeği gibi...
İstanbul Belediyesi lale dikti yine... Kırmızı, sarı, her taraf rengarenk... Enteresan bir güzellik veriyor şehre tamam da, nasıl bir enteresanlıktır bu?
Bir aralar Hollanda'dan gelirdi laleler ve İstanbul sokaklarına dikilirdi. Ben sümbülü severdim. İğde ağacının kokusu mest ederdi beni... Ihlamur ağacının o iç geçiren kokusu ya... Bir de yanında hanımeli varsa... Hep böyle kokardı benim İstanbul'um... Bugün bu kokulu çiçekleri, ağaçları göremez olduk. Ama her neyse, lalemiz var.
'Neden laleye taktın?' derseniz, asla takmadığımı söyleyeceğim. Hollanda'dan gelirken bu çiçek bir avuç döviz öderdik. Hadi dedik, artık İstanbul'da yetiştirir olduk, yırttık. Ne yırtması, haşa...
3 trilyona yakın veya geçen bir akçe ödeniyormuş bu lalelere... Vay be!
Eeee biz yetiştiriyoruz!.. Neden bu kadar masraf-ı harbiye? Tohumu, gübresi, suyumu tutuyor bu kadar?..
Ektik laleleri, güzleştirdik İstanbul'u... Kendi güzelliğini kaybettirip... Paralarla bir yenilenme diyebilir miyiz buna?
Akılsız başın cezasını ayaklar çekmiyor artık, cepler çekiyor.
Günün sözü:
Biz bir öyküyü iki kez anlatmayı pek severiz, fakat onu bir kereden fazla dinlemeyi asla!
(William Hazlitt)
Vehbi DİNÇCAN
Bu bölümde yer alan yazıların ve fotoğrafların tüm sorumluluğu, yazarın kendisine aittir.
|
|
Bırakılan yorumların tüm sorumluluğu yazan kişiye aittir.
Henüz Yorum Yapılmamış
|
|