 Biyografimi okuduysanız havaalanlarının benim için özel ve anılarla dolu olduğunu tahmin edebilirsiniz. Zihnimde havaalanı ile ilgili kalan kırıntılar ise genç kızlığımın en şaşalı günlerini yaşadığım ve halk dili ile hosteslik denilen aslında kabin memurluğu denilen döneme ait anılar. Bir de bize sürekli hatırlatılan ‘havaalanı’ yerine ‘havalimanı’ terimini kullanmamız gerektiği.
Durup dururken neden ikinci haftamda havaalanı anlatıyorum dersiniz? Cuma günümün yaklaşık sekiz saatini Atatürk Hava Limanında bir kafede amaçsız geçirdiğim için olabilir mi? Tabi bu arada kapalı alanlarda yasak olan malum şey için sürekli dışarı çıkıp, son dönemlerde iyice sıkılaştırılan güvenlik prosedürlerinden defalarca geçmem ve üzerimi sürekli aramak zorunda kalan bayan görevli ile giderek artan bir samimiyet içine girmem de cabası. Bir de üzerinde türlü türlü metal ve boncuklar hatta koyun sürüsü geçiyormuş izlenimi veren sesler çıkaran çıngıraklar olan Hint elbisesinin güvenlikten geçerken çıkardığı avaz avaz ses günüme ayrı bir renk kattı.
Sonuçta her insanın yaşamında çok kez yaşadığını düşündüğüm; “Benim burada ne işim var?” cümlesinin zihnimde devamlı belirdiği çok sıkıntılı bir gündü. Bardağın dolu tarafından baktığımda, okumaya fırsat bulamadığım kitabımı okuyabildim, kafamdaki bazı soruları irdeleyebildim ve en önemlisi yazımı yazdım.
Havaalanının yeni hali benim zamanımdaki küçük samimi, herkesin birbirine aşina olduğu, mütevazı kimliğini tamamen kaybetmiş durumda ve bunu yüreğim minik minik burularak gözlemledim. Ama iş çevremde gördüğüm samimiyetsizlikler ve dejenerasyon yüreğimi o kadar kocaman kocaman buruyor ki. Tıpkı gelişen teknolojinin, modernizasyonun bana bu kadar yabancılaştırdığı sevgili havalimanım gibi yıllar içinde çok yabancılaşan değişen dostlarımın hepsi beni hayal kırıklığına uğratarak değiştiler, en güvendiklerim bile. Yolda yürürken kimsenin fark etmediği sıradan insan halinden, ilgiden yolda yürüyemeyen insan haline gelme sürecinde şöhretin ve paranın değiştirmediği tek bir insana rastlamadım. İlk günlerinde yanlarında olan menajer basın danışmanı kim varsa onlardan kurtulurlar önce, çünkü onlar artık egolarına iyi gelmiyordur. Şöhret öncesi insanlarını değiştirirler ve çevrelerinde sadece duymak istediklerini söyleyen, onları pohpohlayan şakşakçılar barındırırlar. 24 saatlerini onlarla geçiren, tüm hezeyanlarına ortak edebilecekleri insanlardır bunlar. Bazıları zaman içinde özüne döner ve yaşanmışlıkların sonunda evrenin onlara sunduğu sınavlarını geçerek birikimlerini sanata dönüştürürler. Diğerleri ise kaosun içinde küçülür küçülür kaybolur, yok olurlar…
Tüm yok olanlara…
Yolunuz aydınlansın….
Oylun ÖĞÜTKEN
Bu bölümde yer alan yazıların ve fotoğrafların tüm sorumluluğu, yazarın kendisine aittir.
|
|
Bırakılan yorumların tüm sorumluluğu yazan kişiye aittir.
|
|