Özür yazısıdır dedim. Evet, bir bakıma öyle...
Genele baktığımızda özür diliyorum Şahan Gökbakar'dan...
Şu hâsılat rekorları kıran, seyirci patlaması yapan 'Recep İvedik' filmine kötü bir yazı yazmıştım.
Sonra düşündüm, baktım ve Şahan'ın Recep'i etrafımızda o kadar fazla ki... Hatta Recep çok masum kalıyor.
Gördükçe tüylerim diken diken...
Kartal'dan, Maltepe'ye giderken, sahil yolunda, iki araba park etmiş gibi değil, çalışıyor vaziyette, iki adam, adam demeye şahit ister, yol üzerinde şakır şakır çiş yapmakta... Evin önüne arabanı park et! Balkonda oturan kazma içtiği sigarasını sokağa değil arabanın üzerine atıyor.
Evleniyorlar, sokak korna sesleri ile çınlıyor. Yukarıda hasta mı var, çocuk mu uyuyor ne umurlarında, veryansın gürültü...
Sokak ortasında genizini zorlayarak balgam atan insan sürüsü...
Bir de mangandalıkları yetmiyormuş gibi etrafa fiili durumda rahatsızlık veriyorlar...
Evinin bahçesine giren ve ellerinle yetiştirdiğin gülleri koparan ayı sürüsü!
Daha hangisini sayayım. Bilemiyorum ama Recep İvedik yanlarında pırıl pırıl kalıyor, inanın...
Bahçeşehir nazik ve özel bir yerdir. Kalburüstü insanlar oturur... Bir göleti vardır Bahçeşehir'in... Son dönemde o gölete sakinler gidemez oldular. Neden mi?
Donları ile göle dalan maganda topluğu yüzünden... Zaten Beylikdüzü, Büyükçekmece maganda kaynıyor...
Yahu bize ne oluyor anlayamıyorum. Çağ atladık derken çağ öncesine dönüyoruz, cilalı taş devri de değil, yontma taş devrine...
Ve en önemlisi sevincimizi silahla kutluyoruz ya... Her maç, her düğün, her sünnet öncesi bir ölü, bir kaç yaralı...
Şahan kardeşim bizim içimizden birileri değil, çoğunu gündeme getirmiş ve 'İşte halinizi görün' demiş... Ve 'Hoş mu düzelelim' demeye çalışmış...
Yolda genzini hortlatarak balgam atan, yola işeyen magandaları görünce, yarışma için gaz çıkartan Recep'e hiç kızmadım.
Pardon Şahancığım, pardon!
***
BASKIN'IN GİDİŞİ...
Yıllar öncesine döndüm.
Ankara'da gazeteciyim. Foto muhabirliği yapıyorum. Şefimiz rahmetli Arman Talay... Spor servisindeyim.
O zaman Ankaragücü meşhur, gerçi bugün de... Sarı-lacivertli takımın file bakçisi bizim sarı saçlı, mavi gözlü, sırım duruşlu Baskın Soysal...
İnceden bir dostluk kuruyoruz. Maç sırasında ben kale arkasındayken sohbet bile ediyoruz. O zaman Ankaragücü fırtına gibi esiyor, Baskın'ın kalesine gelen giden yok. Aradan yıllar geçti, Baskın ile akraba olduk. Ablamın kızını, Baskın'ın oğluna verdik.
O uçtu gitti, Bodrum'a yerleşti. Orada Gündoğan takımını çalıştırdı, genç futbolcular yetiştirdi. Rakı içti, balık tuttu...
Ve o zalim hastalık Baskın'a el koyana kadar güzel bir hayat sürdü.
Bugün Bodrum'da değil, aramızdan uçtu gitti... Artık Baskın yok. Mutlaka orada da futbolu konuşuyordur. Son Avrupa Şampiyonası'nda bizim kaleci Volkan'a söylenip duruyor, Rüştü'ye kibarca verip-veriştiriyordur...
Öğrendim ki; Ankragücü, Tandoğan Meydanı'ndaki tesislerinin adını 'Baskın Soysal tesisleri' yapacakmış, böyle bir girişim mevcutmuş... Bazı Ankaragüclüler de destek veriyorum bu işe... Cemal Aydın iyi dostumdur. Bu işi iyi bilir ve vefalıdır. Böyle bir hizmeti yapacak olmasına kim sağlık vermiş bilemem ama yapılması gerekeni yapıyorlar. Onun formasını da girişe assınlar... Bu aslan yürekli Baskın, 9 kişi ile Fenerbahçe'yi yenen takımın kalesini korumuştu, unutulur mu o günler?
Bu gibi camialara hizmet vermiş isimleri yaşatmak gerek... Yapanlara müteşekkirim...
Vehbi DİNÇCAN
Bu bölümde yer alan yazıların ve fotoğrafların tüm sorumluluğu, yazarın kendisine aittir.
|
|
Bırakılan yorumların tüm sorumluluğu yazan kişiye aittir.
Henüz Yorum Yapılmamış
|
|