ANASAYFA  |  HABER  |  MODA  |  GALERİ  |  MEKAN  |  MİZAH  |  YARIŞMA  |  SAĞLIK&GÜZELLİK  |  KÜLTÜR&SANAT
ÜYE GİRİŞİ
MX ARAMA
HAFTANIN YARIŞMASI
Bitiş Tarihi: 23 Kasım 2008

SOYAKA ISOYAMA

MARK FISHER
ANKET
KADIN DEDİĞİN...
Elinde Maşası Olandır
Cebinde Parası Olandır
Evliliğe Niyet Flört Edendir
Çapkınlığı Sevendir
İyi Sevişendir
Ev Kuşudur
Hiçbiri
SONUÇLAR  |  ARŞİV
KASIM ASTROLOJİ YORUMLARI
BİLAL ÖZCAN YAZIYOR
BİLAL ÖZCAN
e-posta | kimdir | arşiv
BAŞARIRSIN; YETER Kİ ÇOK İSTE !


Belçikalı Francoise Rosiere, 10 yaşındaki kızı Justine'i 'Roland Garros Fransa Açık Tenis Turnuvası'nın finalini izlemeye Paris'e götürdüğünde 1992 senesiydi.

 

Dünyanın en büyük toprak kort turnuvasının finalinde, iki dev isim Monica Seles ve Steffi Graf mücadele ediyordu. Lisede tarih öğretmeni olan Bayan Rosiere tenise çok meraklıydı. Bu nedenle kızını 4 yıl önce, evlerine yakın bir tenis okuluna yazdırmıştı.

 

Justine, Steffi Graf'ın büyük hayranıydı. Ne var ki o çok önemli ve çok zorlu maçı Monica Seles 10–8 kazandı. İdolü olan Alman yıldızın kaybetmesine çok üzülen küçük kız annesine dönerek, "Bir gün bu korta çıkıp, şampiyonluğu ben kazanacağım" deyiverdi.

 

Yıl 2003... Yer Paris...

 

Roland Garros Fransa Açık Tenis Turnuvası'nın tek bayanlar finali... Güçlü fiziği ve imkânsıza yakın vuruşlarıyla önemli başarılara imza atan, dünya sıralamasının 2 numarası Belçikalı tenisçi Kim Clijsters'ın karşısında genç bir yetenek var... Vatandaşı, Justine Henin Hardenne...

 

Çelimsiz fiziği, kısa sarı saçları ve görkemli 'backhand' vuruşlarıyla tenisseverlerin ilgisini çeken bir sporcudur Justine... Bir kaç gün önce, yarı finalde Serena Williams'ı adeta korta gömerek herkesi kendisine hayran bırakan bu kısa boylu, tahta göğüslü kız oldukça hırslıdır. Hırsıyla, dev rakiplerini tek tek yenerek, adeta bir imkânsıza ulaşmak istemektedir. Büyük hırsını, müthiş tekniğiyle birleştirip final maçında Clijsters'i ezer geçer Justine Henin Hardanne...

 

Maçı, 6–4 ve 6-0'lık setlerle kazanır. Maç bittiğinde, tüm seyirciler ve ekran başındaki yüz milyonlar, tenis sporunun yeni yıldızını ayakta alkışlamaktadır. Az sonra korttaki seremonide, kariyerindeki ilk büyük kupayı kaldırır...

 

Ve mikrofon başında, 11 yıl önce aynı yerde, karşı tribünde annesiyle yaptığı o konuşmayı anlatır... Gözleri dolu doludur...

 

Ve ekler, "Annem ne yazık ki artık aramızda değil, bu şampiyonluğu ona armağan ediyorum." Seyirciler bir kez daha çılgınca alkışlarlar Justine'i. Ne yazık ki Justine'in annesi 8 yıl önce kansere yenik düşmüştür.

 

Justine Henin, 'Roland Garros' kupasını iki kez daha kazandı. Pek çok turnuvayı birinci tamamlayıp kupalar kaldırdı, Atina Olimpiyatları'nda şampiyonluğa ulaştı. Milyon dolarların sahibi oldu...

 

2007 yılı içerisinde oynadığı 67 maçın 63'ünü kazanmayı başararak rekor üzerine rekor kırdı. Ve bu yılın 14 Mayıs günü herkesi şaşırtan o açıklamayı yaptı. Tenisi bıraktığını açıkladı. Oysa henüz daha 25 yaşındaydı.

 

Justine Henin, bir hayal kurdu...

 

Başaracağına inandı ve gerçekleştirmek için çok çalıştı. Ve Henin, dünya sıralamasında 1 numarayken tenisi bırakan ilk sporcu olarak tarihe geçti.

 

***

 

KUMBURGAZ'DA BİR İŞKENCE KAVŞAĞI!

 

Rahmetli annemin ve babamın mezarları Silivri'ye bağlı Celaliye Köyü'nde...

 

Babamın inşa ettirdiği camii de orada...

 

'Hidayet Özcan Camii'...

 

Camii'yi 22 yıl önce babam yaptırdı, köylü yaşatıyor...

 

Aralarında para topladılar duvarlarını ve tuvaletini yenilediler... Güler yüzlü, hayırsever, inançlı ve medeni insanlar...

 

Babam onları, onlar da babamı çok sevdi... Ben de sık sık Celaliye'ye gidiyorum. Neredeyse her Pazar günü... Celaliye, İstanbul'a 36 kilometre, Büyükçekmece'ye 11 kilometre mesafede E- 5 yolu üzerinde şirin bir Trakya beldesi... Kumburgaz'ın hemen yanı başında...

 

Celali'ye giderken de, dönerken de Kumburgaz'dan geçiliyor...

 

Dahası, otobanı kullanmayan her araç, Tekirdağ'a, Çanakkale'ye ve Edirne istikametine gidip gelirken bu yolu kullanıyor. Lakin geç geçebilirsen...

 

Kumburgaz'ın tam göbeğinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir köprülü kavşak inşaatı var. Hangi müteahhit yapıyor bilmiyorum. Köprülü kavşak inşaatı değil, mübarek yılan hikâyesi...

 

Yıllardır sürüyor, yıllardır o yolu kullanan vatandaşlar işkence çekiyor... Her gün, her saat o kavşağı aşabilmek için yüzlerce araç tek sıra halinde peş peşe diziliyor. Artık güneşin altında yarım saat mi beklersin, bir saat mi şansına kalmış. Büyükşehir Belediyesi 1,5 yılda, İstanbul'un her yerinde 200 tane kavşak bitirdi, Kumburgaz kavşağı 3 yıldır kilitli durumda...

 

Sayın Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın işi çok biliyorum...

 

Ama derdimizi başka kime söyleyelim, Diyorum ki, Sayın Başkan, şu işkence kavşağına bir el atsa da insanları bu zulümden kurtarsa!..

 

***

 

BÖYLE KÖŞE YAZARLIĞI MI OLUR?

 

Yazık, çok yazık... Gazetelerin anlı şanlı köşe yazarlarının düştüğü duruma bir bakın Allah aşkına. Hepsi de güya aklı başında kişiler!

 

Fikirlerini yazıya döküp okurlarını aydınlatacaklarına, birbirlerine hakaret dolu yazılar kaleme alıyorlar. Sadece hakaret olsa neyse, meslektaşlarına küfür de ediyorlar. İnsan düşünmeden yapamıyor; böyle gazetecilik mi olur, böyle yazarlık mı olur?

 

Bu köşeler onlara, bir başka yazarla seviyesiz tartışmaya girsin diye mi veriliyor?

 

Bu yazıları okuyanlar ne düşünüyordur acaba?

 

Ülkenin, halkın bu kadar sorunu varken, bir başka yazarla kalem dalaşına giren, bunu günlerce sürdüren, işi kişisel hakarete, hesaplaşmaya ve küfürleşmeye kadar vardıran yazarın saygınlığı kalır mı?

 

Bir diğerini 'kişilik katili' olmakla itham etmek, muhatabı yazarı 'zavallı' olarak nitelendirmek, 'ahlaksız' diyerek aşağılamak, 'hoşt' diye seslenmek, 'senin şarap çanağına tüküreyim' diye başlık atmak ne kadar etik, ne kadar doğru...

 

Kıskançlığın, çekememezliğin, aşağılamanın biri, bin para! Bir de ortada bir 'çete' lafıdır gidiyor. Güya medyada bir çete varmış ve çalıştıkları kurumları kullanıp, güçlerini paraya çeviriyorlarmış. Çirkin ve ağır ithamları bilmece gibi yazıp da okurun kafasını karıştırmanın köşe yazarlığıyla ne ilgisi varsa!

 

Beyler; okur sizden, güncel konularda kafasındaki soru işaretlerini yanıtlayacak, düşüncelerini aydınlatacak, bilgi dolu fikir yazıları bekliyor. Patronlarınızın sizlere, vatandaşı bilgilendirmeniz için sunduğu o köşeleri bu şekilde kullanmaya hakkınız yok. Lütfen sakin olun; Eğer yapmadıysanız, gidin iyi bir tatil yapın ve dinlenin...

 

"Yok; biz bildiğimizi yaparız" diyorsanız 'basın savcısını göreve davet ediyorum! Çünkü meslek birliklerinin bu konuda bir şey yapacakları yok...

 

Sayın savcım, hakaret ve küfür içerikli yazılarıyla fikir kirliliği yaratan, topluma ve özellikle iletişim fakültelerinde okuyan gençlere kötü örnek olan bu yazarların tümünü birden uyaramaz mısınız?

 

Yetkiniz dâhilinde mi, bilmem... Ama en azından, Hepsini bindirin bir tekneye, Hayırsız Ada'ya bir hafta zorunlu tatile gönderin, Orada belki normalleşirler!

 

Bilal ÖZCAN




Bu bölümde yer alan yazıların ve fotoğrafların tüm sorumluluğu, yazarın kendisine aittir.
YORUMUNUZ
Adınız Soyadınız

E-posta Adresiniz (sayfada görünmez)

YORUMUNUZ

Yanda gördüğünüz sayısal güvenlik kodunu onun yanındaki kutucuğa yazmalısınız.
   
Sayfayı Arkadaşına Öner
Kendi E-posta adresinizi yazın

Arkadaşınızın e-posta adresini yazın

Bırakılan yorumların tüm sorumluluğu yazan kişiye aittir.

Henüz Yorum Yapılmamış
Yazarın Diğer Yazıları
KÖŞE YAZILARI
 


ANASAYFA · HABER · MODA · MEKAN · GALERİ · SAĞLIK&GÜZELLİK · KÜLTÜR&SANAT · MİZAH · YARIŞMA

Üyelik | Reklam | Künye | İletişim


MagazineXtra.com © 2007-2008 | Her hakkı saklıdır.
Sitemizden farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden MagazineXtra.com sorumlu tutulamaz.